Ahmet Alataş – Yumurta

Yıl: 2011
Salı, Gece 02.00
Hakan’ın Güzel Sanatlar Fakültesi Genel Yetenek Sınavı’na girdiği günün gecesi.

Genel Yetenek Sınavı’nı başarıyla geçen adaylar daha sonra Güzel Sanatlar Fakültesi’nin bünyesindeki dört bölümün sınavına girmeye hak kazanmış sayılıyordu. İlk eleme sınavından 100 üzerinden 90 aldığını gecenin son saatlerinde öğrenebilmişti Hakan. Adını, soyadını ve aldığı puanı tekrar tekrar kontrol etmişti uykulu gözlerle. Daha heyecanını yaşayamadan uyuması gerekti. Sabah, bölüm sınavlarına girmek için enerji toplamalıydı. Kafasındaki tüm karmaşıklıkları bir çuvala dürüp zor da olsa uyuyabildi.


Salı, Sabah 10.00

Uykusuz, stresli ve nem oranı hayli yüksek sıcaktan bunalmış bir vaziyette yeni güne uyandı. Acele etmesi fakat kendini de yormaması gerekiyordu. Zira yetenek sınavları arka arkaya yapılıyor ve müthiş efor sarf ettiriyordu. Yetenek sınavları ÖSS gibi tüm ülkede aynı anda yapılmıyor, her üniversite kendi belirlediği bir tarihte gerçekleştiriyordu. Bu da öğrencilere birçok farklı şehirde sınava girme olanağı sağlıyordu. Hakan, başka şehirlerde girdiği sınavlarını kıl payı kaybettiği için bu yılın son umudu olarak ailesinin yaşadığı şehirde şansını denemek istiyordu.

Yarım saat sonra içeriye alındı tüm öğrenciler. Koca koca çizim masaları ve sandalyeler bir spor salonunda diziliydi. Temel yetenek ve sanat becerilerinin ölçüldüğü ilk aşamayı yaklaşık 500 kişiden 200 öğrenci hak edebilmişti. Az sonra yapılacak olan “Görsel İletişim ve Tasarım” bölümünün sınavıydı. Su, duralit, maket bıçağı ve uçları bir enjektörün ucu kadar uzun açılmış farklı kodlardaki bir sürü kalem ile giriliyordu sınava. Temel yetenek sınavlarında konu hemen hemen belliydi. Ya herkesçe bilindiği gibi bir model geçip sandalyede hareket etmeden 2 saat boyunca oturur ya da farklı materyallerin bir araya getirildiği objelerden oluşturulan bir kompozisyon kurulurdu. Siz de kendi oturduğunuz yerden perspektif, ışık-gölge ve objelerin dokusuna uygun tonu yakalamayı amaçlayarak olabildiğince benzetmeye çalışırdınız.

Bölüm sınavlarında ise tüm bu yeteneklerinizin üzerine hayal gücünüzü eklemeniz istenirdi. Hele ki tasarıma dayalı bölümlerde zihninizi daha fazla zorlamanız için hiç aklınıza gelmeyecek konular verilirdi. Öğrencilerden bu kısıtlı sürede eser üretmesi bekleniyordu.

Elli derece sıcaklığa bile alışkın olan Hakan normal zamanlarda neredeyse hiç terlemezdi. Spor salonunun üst kısmındaki garip pencereden akan güneş, ayarlanmış gibi direkt sırtına vuruyordu. Su içmek istiyordu ama daha sınavın bitmesine 2 buçuk saat vardı. Tuvalet ihtiyacını kontrol etmeliydi. Vazgeçti. Sonunda sessizlik istendi ve kendisini bölüm başkanı olarak tanıtan ellili yaşlardaki bir hanımefendi ortaya çıktı, elinde dağıtacakları 50×70 cm boyutundaki mühürlü kâğıttan bir taneyi tutuyordu.

Kâğıdı havaya kaldırdı ve konuşmaya başladı:

“Evet çocuklar, birazdan size bir kelime vereceğim. Bu verdiğimiz kelime ile alakalı hayali bir şirket kuracaksınız. Bu şirketin bir logosu, bir sloganı ve bir afişi olacak. Verdiğimiz süre içerisinde tüm bunları tasarlamanız gerekiyor. Sizlere dağıttığımız kâğıtları kalemle ortadan ikiye bölüp sol tarafına kurduğunuz bu şirketten bahsedecek, neleri düşünerek tasarladığınızı belirteceksiniz. Sağ tarafta ise şirketinizin afişini, sloganını ve logosunu göreceğiz.”

“Kelimeniz…. ‘Yumurta!’ Başlayabilirsiniz. Süreniz tam 2 saattir. Başarılar dilerim.”

Hakan o an başından aşağı kaynar su dökülerek çok pişmiş bir yumurta olmayı tercih ederdi. İnsanın yumurta ile alakalı aklına sadece yemek geliyordu. Tasarımın ilk kuralı ise şuydu: “Senin aklına ilk gelen muhtemelen herkesin aklına ilk gelendir”. Yemek ile ilgili bir şirket kurarak rakiplerinin arasından sıyrılamayacağını çok iyi biliyordu. İleride üretkenliğinin ön planda olacağı bir meslek için akla ilk geleni yapmak yenilgiyi baştan kabul etmekti onun için. Tabii ki bunu göz alamadı. Düşünmeye başladı. Etrafındakiler 5 dakika sonra harıl harıl çizmeye başladılar. Bunu gördükçe stresi artmaya başladı. Suyu kafasına dikti ve düşüncelerini toparlamak için uğraştı. Olmuyordu, düşünceleri kayıyor, odaklanamıyordu.

Yumurta kırılgan, sağlıklı, genellikle yemek ile ilgili alanlarda kullanılan bir besindi. Annesine ne kadarda benziyordu. Sonra bir an vazgeçmeyi düşündü. Sınav sorusunun çok zor olduğunu bahane etti kendisine. Zaten bu şehirde yaşamayı da pek istemiyordu. Nasıl olsa evde de durumlar karışıktı. Babasını, annesini aldatırken yakaladıktan sonra iki düşman gibiydiler evde. “Zavallı anneciğim,” dedi kısık bir sesle. Sonra teyzesinin tavuklarını düşündü, ne kadar doğal olduklarını, yumurtalarının lezzetini… Böyle bir tavuk şirketi de kuramazdı, çok basitti. Ofladı pufladı. Alırım annemle kardeşimi döneriz memleketimize. Herkes üniversite okumuyor ya ben de girerim bir işe çalışırım. Anneme bakıp geçiniriz diye düşündü. Sahi ya babası neden böyle yapmıştı? Nasıl hissettirmemişti bunca yıl ya da nasıl anlamamışlardı? Nasıl yakalanmamıştı? Nasıl anlayacaklardı ki sabah işine gider akşam evine gelirdi. Anlamak için dedektif olmak gerekirdi. Hiç falso vermemişti o güne kadar. Arkadaşları yıllardır biliyormuş. Hiç yumurtlayan, boşboğaz bir arkadaşı da mı yoktu? Belki de annesinin çaresizliğini görüp kimse söyleyememişti ona. Tüm bu karmaşık cümleler Hakan’ı daha da uzaklaştırmıştı sınavdan.


Kalan Süre: 1 saat 15 dakika

45 dakika geçmişti bile. Resmen kaybediyordu sınavı. Telaşlanınca kafası iyice karışmıştı. Bir an “Bir dakika ne dedim ben? Dedektif mi? Yumurtlamak mı? Neden olmasın?” Çizgi film sahnelerindeki gibi kafasının üzerinde hayaller üst üste belirdi. Aklına gelen fikirleri hemen, çarçabuk dökmek istiyordu kâğıda. Şirketini kurmuş, tüm detaylarını belirlemişti bile…


Kalan Süre: 1 saat!

Sınav saatinin yarısı gitmişti. Kalan sürede koca kâğıdı doldurması gerekiyordu. Bu sebeple ışık-gölge girmeyerek daha minimalist bir afiş yapmaya karar verdi. Sayfanın ortasına kocaman bir yumurta yerleştirdi. Yumurtaya sırtını dayamış bir de Dedektif Gadget çizdi. Gadget’ın tam sırtını dayadığı yerden yumurta çatlamıştı. Üst kısma logosunu yerleştirdi. Çocukken izlediği Tom & Jerry çizgi filmlerinde Jerry her zaman jeneriğin sonunda ‘Y’ harfinin içine otururdu. Yine çocukken annesinin haşladığı yumurtasını koyduğu yumurtalığını düşündü. ‘Y’ harfinin ortasına çatlamış bir yumurta ekleyerek logosunu oluşturdu. Kâğıdın alt kısmına da sloganını ekledikten sonra çok az ışık-gölge vererek afiş tasarımını ve şirketinin tanıtan metnini bitirmişti.

Kalan Süre: 10 Dakika

Şirketinin adı: YU-DEK (Yumurta Dedektiflik)
Sloganı: Bizi Arayın Yalanları Yumurtlayalım!

“Eşiniz sizi aldatıyor mu? Babanızın ölümünden şüpheleniyor musunuz? Bilmek istediğiniz sırlar mı var? Hepsi için bizi arayın tüm yalanları yumurtlayalım.” diye kâğıdın sol tarafında anlattıda anlattı.

Çizimini 10 dakika kala bitirmişti. Kâğıdını teslim etmek için yürürken etrafına baktığında çoğu kişinin tava ve yumurtadan bir şeyler çizdiğini görünce iç sesi kulağına eğilip “Artık üniversitelisin!” demişti.

Hayatındaki bir trajik olayı daha ürüne döktüğüne göre eve gidip doyasıya uyuyabilirdi. Ne dersiniz? Bu hayali şirketin ilk müşterisi Hakan olabilir miydi?


Sonuç: 100 puan alarak Görsel İletişim ve Tasarımı Bölümüne 1. olarak girmeye hak kazandınız.

Leave a Comment

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir